Darülaceze'de buruk bayram

Çocukları bir kere bile ziyaretine gelmeyen, yalnızlıktan sıkılan, her seferinde çok ağladıkları için kızlarıyla dışarıda buluşan, yeni bir hayat kurmaya çalışan yaşlılar... Bugün gözleri kapıda ziyaretçi bekliyorlar. Çünkü Darülaceze sakinleri için bayram demek, ziyaretçi demek...

Haber Giriş : 28 Temmuz 2014 19:15, Son Güncelleme : 27 Mart 2018 00:42
Darülaceze'de buruk bayram

Her biri koca bir ömür... Kimini yalnızlık getirmiş Darülaceze'ye, kimini bıkkınlık, kimini de 'kimseye yük olmayayım' düşüncesi.

Ramazan'da İstanbul'un merkezindeki Darülaceze'yi ziyaret edip, yaşlı sakinleri ile görüştük, hikayelerini, bayramların nasıl geçtiğini dinledik.

Hemen hepsi memnun Darülaceze yaşamından; günlerini bahçede gezerek, ziyaretçi kabul ederek, atölyelerdeki faaliyetlere katılarak geçiriyorlar. Ama çok sıkı dostlukları yok. "Belli bir yaştan sonra dostluk kurmak zor, asgari müşterekte birleşmek yeterli" diyorlar.

Fikret Karabulut 64 yaşında, iki yıl önce Darülaceze'ye yerleştikten sonra resim yapmaya başladığını söylüyor. Bayram programı belli, ilk günü Darülaceze içindeki etkinliklere katılıyor, ikinci gün arkadaşlarını ziyaret ediyor, kızları ile buluşuyor. "Buraya gelmeden önceki adetlerimiz neyse onu devam ettiriyorum, aynı şekilde birilerine gidiyoruz, onlar buraya geliyorlar" diyor. Darülaceze'deki dostlukları sorduğumuzda ise "Burada aynı kaderi paylaşıyorsun. Herkes ayrı başlı başına bir dünya. Herkesin bir geçmişi var. Kimse kimseyi bilemez ama mümkün mertebe burada samimi diyalog kurmaya çalışıyoruz. Çünkü son durağımızın burası olduğunu biliyoruz" diyor.

Karabulut 35 yıl devlet memurluğu yaptıktan sonra emekli olduğunu, bir süre sonra da 39 yıllık evliliğini bitirdiğini anlatıyor. Önceleri yalnız yaşadığını söyleyen Karabulut, beyin travmasından felç geçirince, yürüyemez oldu. Bakıma ihtiyacı vardı. Arkadaşları onu Darülaceze'ye getirdi. Burada yavaş yavaş iyileşti.

Kızlarının kendisine "birlikte kalalım" diye teklif ettiğini, ancak kabul etmediğini anlatan Karabulut, Darülaceze hayatından memnun. Huzurevinin yanlış bir algısı olduğunu söylüyor, "Burada mutlu olmamak mümkün değil" diyor. Ancak geri dönüp baktığında burukluk hissediyor. Severek evlendiği 39 yıllık eşinden isteyerek ayrılmış ama alyansı hala parmağında. Karabulut, günlerini Darülaceze'nin rehabilitasyon atölyesinde resim yaparak geçiriyor. 60 yaşından sonra resim yapabilme yeteneğini keşfettiği için mutlu: "Bir gün bu atölyeye geldim. Resim hocamız var bizim. 'Resim yapabilir misin?' dedi. Aldım başladım. Baktık oldu. Şimdiye kadar 17-18 resim yaptım. Geriye doğru bazı şeyleri silmek ve rehabilite olmak için iyi oluyor" diyor.

Şehir içi ve dışı gezilere gidiyor. Hafta sonları kızlarını, eski dostlarını ziyaret ediyor. Kızlarının kendisini Darülaceze'de ziyaret etmesini ise istemiyor:

"Onlar da benim gibi çok duygusallar. Gelip gittikleri zaman hem bana hem onlara yıkım oluyor. Diyorum ki dışarıda bir yerde buluşalım. Telefonlaşıyoruz. Normal şartlarda ben işyerinden geliyormuşum gibi bir çay bahçesinde oturur gezer tozarız. Sonra ayrılırız"

"Gençken ziyarete de gelirdik"

Nazmiye Özkul ise, iki yıldır Darülaceze sakini, 87 yaşında. Darülacezeyi 40 yıldır tanıdığını söylüyor. Yıllar önce kaybettiği eşiyle sık sık ziyarete gelirlermiş buraya. O yüzden buranın bayramlarını da biliyor. Eşi vefat ettikten sonra yalnız yaşamış bir süre. Yalnızlıktan sıkılınca kendi isteği ile buraya gelmiş:

"Ben buraya gönüllü geldim. Ailem tarafından gönderilmedim. Kim karşı koydu buraya gelişinize dersen, kardeşim, kızım hepsi. "Eğer bizle durmak istemiyorsan ayrı ev tutalım, yanına kadın tutalım" dediler. Bana soruyorlar "neden burayı tercih ettin" diye, Allah nasip etti de tercih ettim. Çünkü geldim gittim, burayı biliyordum nasıl olduğunu. Normal zamanda da bayramlarda da akrabalarım, çocuklar ziyaret ediyorlar. Telefonla arıyorlar. Gece burası büyük postanedir."

Özkul'un bayramlarda da en sevdiği şey ziyaretçi ağırlamak: "Bayramda buraya gelmeden önce ne yaparsam onu yaparım. Çok kalabalık olur. Öyle ki hoş geldin demekten yoruluruz. Ama çok şükür gelen giden var. Misafiri seviyoruz. Tabii kızım arar gelir. Akrabalarla konuşuruz telefonda" diyor.

Anlattığına göre günü odasında geçiyor. Ziyaretçi kabul ediyor, şiir yazıyor, kitap okuyor. Gün içinde elinde sürekli kalem defter oluyor, yazmayı çizmeyi sevdiğini söylüyor.

Tek kızı ziyaretine gelmiyor

Hayriye Soyer de, 84 yaşında. Bu Darülaceze'deki ilk bayramı.

Darülaceze'nin yenilerinden; geleli bir yıl oluyor. 38 yıl önce eşini kaybettiğini, tek başına büyüttüğü kızıyla artık anlaşamadıklarını anlatıyor. Arkadaşları Darülaceze'yi önerince gelmeye karar vermiş, şimdi halinden memnun. Bir - iki dostu var dertleştiği. Kurumun etkinliklerine katılıyor. Kızı ise ziyaretine ise hiç gelmiyor, "Küstüm ona ben" diyor.

Meliha Çeper ise Darülaceze'nin kıdemlilerinden. 80 yaşında, sekiz yıldır burada. Buradaki bayramlar artık onun için rutine dönmüş durumda. Evlat, torun, eş dost, ziyaretçi ağırlamakla geçiyor. Bayramda düzenlenen çadırda tasavvuf musikisi dinletisine katılıyor, ziyarete gelenlerle ilgileniyor. Bayram onun için ziyaretçi ağırlamak demek. Çeper, çok neşeli görünse de yıllar önce yaşadığı evlat acısı hala taze. İki çocuğundan biri hayatta ama o da uzakta, ABD'de yaşıyor. Buraya nasıl geldiğini sorduğumda ise şöyle diyor:

"Evlat acısı gördüm. Kızım ve torunlarım evlendikten sonra yalnız olduğumu anladım. Beni evlerine davet eden akrabalar oldu ama ben istemedim"

"Acı hatıraları saymazsak 40'ımdayım"

İlk geldiğinde insanlarla konuşmaktan çekiniyormuş, "Buraya sekiz sene önce geldiğimde çok farklıydı burası. Geldiğimde korktum bile. Burada Dudu diye bir arkadaşım var. Elinde değnek vardı hep. İki sene onun kaldığı binanın bahçesine girmedim beni döver diye. Çok korkuyorum. Sonra tanıştık, arkadaş olduk." diyor.

Hiç yakın arkadaşı olmamış geçen sekiz sene içinde. Vaktini bahçede gezinerek, örgü örerek, boncuk işleyerek geçiriyor. Konu yaştan açılınca, birkaç kez aynı espriyi yapıyor: "Acı hatıraları saymazsak 40 yaşımdayım"

Hayatını kaybeden arkadaşları da olmuş bu süre zarfında. Çeper, "Hiç unutamıyorum. Biriyle biz kavga ederdik. o yemekten hemen sonra çay demlerdi, ben bir saat sonra demlemek isterdim. Küçük şeyler yani. Ben de kızardım ona. Sonra o öldü. Diyorum şimdi niye kızdım ona? Sanki ne olacak. Öldü gitti..." diyor.

Sümeyye Ertekin / Al Jazeera Türk]

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber