Kamu Mali Yönetimi Ve Kontrol Kanunu Tasarısı, eklenen geçici maddelerle asıl amacından uzaklaştırılmıştır

Haber Giriş : 13 Temmuz 2003 21:53, Son Güncelleme : 27 Mart 2018 00:42

Kamu Mali Yönetimi Ve Kontrol Kanunu Tasarısı, eklenen geçici maddelerle asıl amacından uzaklaştırılmıştır

Özellikle Dursun beyin makalesini okuduktan sonra Kamu Mali Yönetimi Ve Kontrol Kanunu Tasarısını inceleme gereği duydum. Ve gördüm ki gayet bilimsel ve objektif bir anlayışla hazırlanmış olan bu tasarı, eklenen geçici maddelerle subjektif unsurlar karıştırılarak asıl maksadından uzaklaştırılmak suretiyle, Türkiye'deki birçok kanun tasarısı ve hatta kanunun akıbetine doğru sürüklenmekte.

Gerçekten söz konusu kanun tasarısının 63. maddesinde İç Denetim, şu ana kadarki denetim tanımlarından farklı bir tarzda ve çağdaş bir anlayışla ?danışmanlık faaliyeti? olarak tanımlanmış, 64. maddede iç denetçinin görevleri sayılmış, İç Denetçinin Nitelikleri ve Atanması başlığını taşıyan 65. madde de ise iç denetçide aranılacak vasıflar belirtilmiştir. Bu vasıflardan biri olarak da ?b) Kamu idarelerinde denetim elemanı olarak en az 5 yıl veya İç Denetim Koordinasyon Kurulunca belirlenen alanlarda en az 8 yıl çalışmış olmak? şartı sayılmış ayrıca maddenin devamında ?Kamu idarelerine iç denetçi olarak atanacaklar, İç Denetim Koordinasyon Kurulu koordinatörlüğünde, Maliye Bakanlığınca iç denetim eğitimine tabi tutulur... Bu eğitimi başarıyla tamamlayanlara sertifika verilir... İç denetçiler, kamu idaresi başkanları tarafından, sertifikalı adaylar arasından atanır...? denilmiştir. Ne var ki söz konusu tasarıya eklenen geçici 10. maddenin c fıkrası ile; kanunun yayınlandığı tarihte kamu idarelerinde müfettiş, denetçi, kontrolör ve hesap uzmanı olarak görev yapanların iç denetçi olarak atanabileceği hükmü konularak, tamamen objektif olması gereken hukuk kuralı subjektif mülahazalara maruz bırakılmıştır.

Zira Kanun Tasarısının 65. maddesinde, iç denetçi olarak atanacak kamu idarelerinde çalışan denetim elemanlarının il, bölge, genel müdürlük veya bakanlığa bağlı olarak çalışması ile ilgili bir ayrıma gidilmemişken ayrıca iç denetçi olarak atanacakların önce bir eğitime tabi tutulup başarılı olup sertifika alan adaylar arasından atanacağı öngörülmüşken, geçici 10. maddesinin c fıkrası ile denetim elemanları arasından ?denetmenler? grubu çıkartılarak diğer denetim gruplarına dahil denetim elemanlarının sertifika almaksızın atanabileceği hükmünün eklenmesi, bana göre tasarıyı objektiflikten uzaklaştıran bir müdahele olmuştur. Çünkü farklı birimlere bağlı olarak çalışsalar da denetim elemanları aynı mevzuat hükümlerine göre, aynı denetim tekniklerini uygulayarak, aynı türde yetkilere sahip olarak ve çoğunlukla aynı alanlarda denetim yapmaktadırlar. Örneğin bir müfettiş bakana bağlı olarak, bir kontrolör ise genel müdüre bağlı olarak çalışmasına rağmen her ikisi de yaptıkları tetkik, teftiş ve tahkikatlarda aynı mevzuatı uygulamakta, aynı denetim usullerini kullanmakta ve çoğunlukla aynı daire veya kişileri denetlemektedirler. Denetmenler de aynı şekildedir. Bunların ifa ettikleri görevin ağırlığına göre farklı özlük haklarına sahip olmaları normaldir. Ancak yetkilerinin genişliğinden hareketle liyakatli veya liyakatsiz oldukları yönünde bir belirleme yapılamayacağı gibi denetim elemanı grubuna dahil edip etmemek şeklinde bir değerlendirmeye muhatap tutulmaları hiç mümkün değildir. Zaten, Dursun Beyin de yazısında özellikle dikkat çektiği üzere, geçici 10. madde ile getirilmek istenen düzenlemenin belki en hukuk dışı yönü, 657 sayılı yasada memur atamasında temel kriterlerden biri olarak sayılan liyakat esasının, belli statülere veya etiketlere özgüleştirilmesi suretiyle kategorik değerlendirmeye tabi tutulması, objektif değerlendirmeden uzaklaştırılmasıdır. Çünkü insanın kişisel, sosyal, kültürel gelişim düzeyi ile mesleki beceri ve bilgi birikiminin yeterliliğini ifade eden liyakat, insandan insana değişen bir değer olup, belli kimseye, zümreye veya statüye peşinen has kılınması doğru değildir.

Yasal düzenlemeler, aklın ve bilimin gerçeklerine aykırı olmamalı, subjektif unsurlar içermemelidir. Bu şekilde subjektif kriterler göz önünde bulundurularak getirilen/değiştirilen düzenlemeler hiçbir zaman ülkeye fayda vermediği gibi bu gün yaşadığımız bir çok sıkıntının da asıl kaynağını oluşturmuştur. Kamuoyunda ?Rahşan Ecevit Affı? olarak bilinen af yasası ile 436 9 sayılı kanunla getirilen ve Vergi Reformu olarak bilinen yasal düzenlemelerin sonradan vardırıldığı nokta, bu gerçeğin en açık iki örneğini teşkil etmektedir.

Şu halde geçici 10. maddesinin c fıkrasının tasarıdan çıkartılarak, İç Denetçilerin kanunun 65. maddesinde belirlendiği üzere kamu idarelerinde denetim elemanı olarak çalışanlardan, yapılacak eğitim seminerinde başarılı olarak sertifika alan adaylar arasından atanması, hakkaniyete en uygun olan yoldur. Bırakalım insanlar hasbelkader içinde bulunduğu statünün avantaj veya dezavantajlarına sıkışıp kalmadan emeğinin/bileğinin hakkıyla hedeflediği yere ulaşabilsin.

SAYGILARIMLA.

Ahmet KEBELİ

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber