Gâvur subaylar söylentisi çıkınca, askerler radyodan mevlit yayını yaptı

Gazeteci-Yazar Bedii Faik Akın, 27 Mayıs darbesinin ardından halk arasında 'gâvur askerler' söylentisinin çıkması üzerine MBK üyelerinin camilerde mevlit okutmak istediğini açıkladı.

Kaynak : Cihan Haber Ajansı
Haber Giriş : 09 Kasım 2012 12:02, Son Güncelleme : 27 Mart 2018 00:42

Bedii Faik, müdahalesi üzerine aralarında Münir Nurettin Selçuk'un da olduğu dönemin ünlü ses musikisi sanatçılarını İstanbul Radyosu'nda bir araya getirerek radyodan mevlit okuttuklarını ifade etti.

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu'nun çalışmaları sayesinde Türkiye'nin yakın tarihinde derin izler bırakan 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri ile 28 Şubat sürecine ilişkin bilinmeyen birçok konu gün yüzüne çıktı.

Komisyon'un ifadesine başvurduğu 92 yaşındaki duayen Gazeteci Bedii Faik Akın, Cihan Haber Ajansı'na (Cihan) 27 Mayıs darbesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

"GÂVUR SUBAYLAR SÖYLENTİSİ ÇIKINCA, ASKERLER RADYODAN MEVLİT YAYINI YAPTI"

Akın, şuları anlattı: "Turhan Çağlar'dan evvelki radyo kumandanı, kendisine 'Fişek Kenan' denen, sertliği ve asabiliğiyle tanınan bir zattı. O vilayete gelmiş, vilayette beni istemiş. Vali Refik Tulga Paşa'ya demiş ki; 'Bedii Faik beyi radyoya götürelim. Ondan bazı şeyler öğrenmek isterim'. Refik Paşa da beni davet etti. Gittim. Bana bir mektup gösterdi. Mektup Erzurum'dan radyo kumandanının bacanağından geliyor. Bacanağı da diyor ki; 'Size gâvur subaylar diyorlar, halkın arasında dinsizsiniz diye çok lakırdı geçiyor, buna bir çare bulun.' O da 'Ben de Milli Birlik Komitesi ile konuştum. Camilerde mevlit okutacağız' dedi. İyi ama 'Orada ya Menderes'e dua ederlerse, ya rahmet okurlarsa? Siz buna çok kızarsınız' dedim. 'Ne yapacağız?' dedi. 'Gayet basit' dedim. 'Stüdyoda son derece rafine bir mevlit yaparsınız.

Bir liste yapacağımı söyledim. 'Mesut Cemil beyi çağırırsınız' dedim. O musikiyi çok iyi bilir. 'Münir Nurettin'i çağırın' dedim. 'Necmi Rıza, Hafız Zeki Altın böyle yaparız' dedim. Bir duayı da Behçet Kemal Çağlar ile ben yazdım. Münir Nurettin'i hemen çağırdılar. Zavallı korku içinde geldi. Münir Nurettin, 'Bedii bey nedir bu başıma gelen?' dedi. Mevlit okumak istemedi. Onun eskiden pek az yaptığı bir iş. Mesut Cemil'e teslim ettik. Ondan sonra harika bir mevlit oldu. Fevkalade de takdir gördü. Bana teşekküre geldiler. Önce camilerde üniformalı bulunmasın istediler. Herhangi bir reaksiyon olur falan gibi. Sonradan tersine yaptılar. Üniformalı gitsin diye."

"DARBEYE DESTEK VERDİM AMA ÇOK HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIM"

"Ben 27 Mayıs'a destek verdim. Sonra çok hayal kırıklığı yaşadım. İlk kırılış resim satışından başlamıştır. Dolmabahçe'deki İrtibat Bürosu, 'Düşükler'in Yassıada'daki resimleri açık artırma ile satışa tabi tutuluyor' diye bir ilan yayınladı. Ordu Foto Film bürosu vardı. O çekiyordu fotoğrafları. Hiçbir gazete fotoğrafçısı sokulmuyor oraya. Bunu alıyorlar ve açık artırma ile satışa sürecekler. Bu bana çok fena dokundu. Bu son derece ahlaksız bir iş geldi bana. Ve 'iğrenç' diye yazmışımdır. Niye yaptılar bilmiyorum. O sırada istedikleri parayı istedikleri yerden alıyorlardı. İrtibat Bürosu çift maaşlıydı. Karayollarının ne kadar arabası varsa emirlerindeydi. İki kişi gittiler, çek defterlerini ceplerine koyarak. Bir tanesi Hürriyet'in zengin patronu Erol Simavi, diğeri de Yapı Kredi'nin sermayesine dayanan Hayat mecmuası sahibi Şevket Rado. En fazla 100 bin liraya çıkmışlardır. Ben o gün yazı yazdım.

'Hiçbir resmi koymuyoruz. Bundan utanın' dedim. Telefonda beni tehdit edenler oldu. Asker ağzı bellidir. Sesinin tonundan bile bellidir. Kim olduğunu bilemediğim insanların, 'Sana da göstereceğiz, sana da sıra gelecek' tehditlerine hiç aldırmadım. Ama akşamüstü bize bedava geldi o fotoğraflar. Bu son derece dokunmuştur bana. Bunu yaptığım zaman da hemen tehdide başlamaları nokta koydurdu. Üç gün sonra Cemal Gürsel paşa İstanbul'a geldi. İstanbul'da bir basın toplantısı yaptı. Ben de gittim toplantısına. Anlattıktan sonra, herkes bir şey soruyordu. Ben de parmağımı kaldırdım ve dedim ki, 'Bugün yapılan Balmumcu hareketi vs. bunu nasıl bağdaştırıyorsunuz?' Gürsel Paşa gayet mertçe dedi ki, 'Bağdaştıramıyorum, bunu arkadaşlarla konuşacağım. Bunda herhalde başka bir tedbir meselesi var. Onu öğreneceğim.' dedi. Teşekkür de etti. Ben de memnun kaldım. Orada subaylar duruyorlardı. Hepsi kafalarını salladılar.

Bir defa müthiş sola kaydıklarını gördüm. Bankalara el koydular. Gizli kasanıza el koydular. Çok şey çıkaracağız havasına girdiler. O tabi büyük bir faciaydı. O bütün iş âlemini yılgınlaştırdı. Şimdi bir memlekette iş âlemini bir iktidar yılgınlaştırdı mı, ekonomiyi katiyen tutamaz elinde. O hep başka sahalara kayar. Nitekim öyle oldu."

"MBK ÜYESİ CADİLLAC'TA ÖLDÜ"

"Ankara Valisi İrfan Paşa vardı. Aynı zamanda Milli Birlik Komitesi üyesiydi. Bu paşa otomobil kazasında vefat etti. Kaza yapan otomobil de Cadillac'tı. Şimdi Demokrat Parti kötülenirken, hep Cadillac'ı söylemişlerdir. O zaman Cadillac devlet suiistimalinin, müsrifliğinin sembolüydü. Ben de, 'İhtilalcisi Cadillac'ta ölen bir memleketiz biz' diye yazdım. Çok sinirlendiler. Bir kısmı 'Bizim devrimizde gazete kapatması olmaz' demişler. O zaman 'Bedii Faik'i misafir edelim' diyenler olmuş. Uçak müsrifliği de var o dönemde. Abdi İpekçi'nin Ömer Sami Coşkun ile yazdığı bir kitabı vardır. O kitapta yazılıdır o. Orhan Erkanlı'ya diyorlar ki; 'Türk Talebe Birliği'nden gelenler var, bunlar Ankara'ya uçakla dönmek istiyorlar.' O da, 'Öyle zırt pırt uçak olmaz, trenle dönsünler, olmazsa yol paralarını verin' diyor. O sırada bir Milli Birlik Komitesi üyesi geliyor, İstanbul'a gideceğini söylüyor. Askeri uçak ona ayrılıyor. Kendi başına biniyor, gidiyor.

Çocukları almıyor. Bir gün İstanbul Üniversitesi'ne bir mesele için uğramıştım. Profesör Hüseyin Nail Kubalı telefon ediyordu. 'Beni askeri havaalanından alacaklar değil mi? O zaman uçağı oraya gönderin. Ben giderim.' Diyordu. Ben, 'hoca güle güle' diye takıldım. Beş dakika sonra Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, telefon etti. Ankara'ya gitmek üzere askeri uçak istedi. Ayrı uçaklarla gidiyorlar. Beraber giderlerse olmaz. Birbirlerine zıttılar çünkü. O profesörler istedikleri anda askeri uçakla gidebiliyorlardı. İlk günlerde herkes idealisttir, herkes kahramandır, herkes dürüsttür. Ama günler geçtikten sonra birtakım şeylerin kokusu gelir. Ben Demokrat Parti zamanında gördüğüm her anormalliği orada da gördüm. Demokrat Parti ne yapıyorsa, askerler de aynısını yapıyorlardı."

"DÜŞÜKLER YASSIADA' DA FİLMİ YANLIŞTI"

"Düşükler Yassıada filmi gerçekten bir faciadır. Darbeden zannediyorum 5-6 ay sonra hazırlandı. Bu film ordu film merkezi tarafından yapılmıştır. Adamları giydirmişlerdir. Öyle gitmediler Yassıada'ya. Elbiseleri geldi, giydirdiler. Celal Bayar'ın intihara teşebbüsü o vaka ile olmuştur. Bu filmden bahsediliyordu.

İşte Melek ve İpek Sinemalarında oynatılacağı söyleniyordu. Ben 'Bir şeyi düşünmediniz mi?' dedim. 'Ne gibi?' dediler. Halktan birisi, 'Yaşasın Adnan Menderes' diye bağırsa ne yapacaksınız?' Tespit edemezsiniz, tevkif edemezsiniz. Çabucak kaldırdılar filmi. Sinemaya ben gitmedim, bazı arkadaşlarım gitmişler. Orada bütün duvar diplerinin asker ve polislerle dolu olduğunu söylediler."

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber