Özel: Ferdi Zeyrek için 'çarpıldı' manşeti atan kadın partide çikolata dağıtıyor!

CHP kurultay davasında verilen "mutlak butlan" kararıyla genel başkanlık görevinden uzaklaştırılan Özgür Özel, bugün TBMM'deki CHP Grup Toplantısı'na kararın ardından ilk kez başkanlık ediyor.

Kaynak : Memurlar.Net
Haber Giriş : 02 Haziran 2026 14:25, Son Güncelleme : 02 Haziran 2026 15:32

Özgür Özel, mahkemenin verdiği "mutlak butlan" kararının ardından ilk kez CHP'nin Meclis Grup Toplantısı'nda konuşuyor.

Toplantıya katılan kıdemli siyasetçilerin, il-ilçe örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının isimlerinin anons edilmesinin ardından Özgür Özel kürsüye "Sayın Genel Başkanımız'ı grup konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet ediyorum" sözleri ile çağrıldı.

Özgür Özel'in yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şöyle:

"Türkiye'nin dört bir yanından dayanışma için, partisine sahip çıkmak için, Cumhuriyet Halk Partisi grubuna sahip çıkmak için koşup gelen değerli örgütümüz, belediye başkanlarımız, tüm dostlarımız... Hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepiniz iyi ki varsınız.

Meclis çok grup toplantıları gördü. Çok coşkulu, çok kalabalık grup toplantıları gördü. Ama bugün buradaki tablo ve Dikmen Kapı'nın önünde, turnikeler önünde hazır bekleyen, içeri girmek için sıra bekleyen 3200 arkadaşımıza yürekten teşekkür ediyorum.

"Bu sadece bir grup toplantısı değildir"

Bu sadece bir grup toplantısı, o toplantıya katılma değildir. Bu bir sahip çıkma, bir tarihin doğru tarafında durma, bir tarih yazma ve partinin ve ülkenin geleceğine yapılan saldırılara karşı göğüs germe, direnme ve yürüyüşe geçme ziyaretidir.

Üç haftalık aranın ardından milletin meclisinde, olmamız gereken yerde, milletin görevlendirdiği milletvekillerimizin takdir ettiği görevimizle olmamız gereken kürsüdeyiz.

Bizi soracak olursanız, biz bildiğiniz gibiyiz; biraz daha ustalaştık taşı kırmakta, dostu düşmanı birbirinden ayırmakta.

Değerli arkadaşlar, bugün burada her biriniz partinin saatinin vidasından geliyorsunuz, bu partinin damarlarından, damarının içindeki alyuvardan, akyuvardan geliyorsunuz.

Siz sokağı bilen, sokağı duyan, sokaktaki öfkeyi görenlersiniz ama bizim görevimiz bugün öfke seslerini, tepki seslerini bu yüce çatının altına taşımak değil; bizim görevimiz bir büyük kumpasa karşı bu çatının altına direniş, mücadele ve umut seslerini taşımaktır.

"Bizim görevimiz kumpasa karşı direniştir"

Son grup toplantımızdan sonra hem 19 Mayıs bayramımızı, hem mübarek Kurban Bayramımızı, hem de bayramlarımızı zehir eden birtakım gelişmeleri hep birlikte yaşadık.

Bugün Gadir-i Hum Bayramı; bugün 1 milyona yakın Arap Alevi vatandaşımız, yurttaşımız cehennemin dahi ateşlerinin söndüğü ve sevginin, bağışlamanın, bağışlanmanın en üst noktaya çıktığı bu bayramda...

Dün gece son seçimlerde bize yüzde 93 oy vermiş olan Samandağ ilçesinin yüzde yüzlük desteğini bize taşıyan, aktaran, dua eden, oradan bizim için dua edenlerin selamını alıyor, bütün Arap Alevi vatandaşların bu güzel bayramını yürekten kutluyorum.

"Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan..."

Yine bu üç hafta içine büyük, büyük bir mücadelenin, Cumhuriyet tarihinin en büyük demokratik itirazlarından olan Gezi eylemlerinin 11. yıl dönümünü de içine aldı.

O dönemde hayatlarını kaybeden kardeşlerimiz; Ali İsmail Korkmaz'ı, Ethem Sarısülük'ü, Abdullah Cömert'i, Mehmet Ayvalıtaş'ı, Ahmet Atakan'ı, Medeni Yıldırım'ı, Hasan Ferit Gedik'i ve evladımız Berkin Elvan'ı rahmetle anıyorum, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

Ayrıca o günlerde hepimizin yerine orada olan, çatışmayı değil, çatışmayı değil barışı, kardeşliği savunan, kimsenin burnu kanamasın diye yüreklerini ortaya koyan, ağaçları savunan, İstanbul'u savunan İstanbul Dayanışması, Taksim Dayanışması'ndan yıllar sonra bir darbe kumpası çıkardılar.

Halen daha AİHM ve AYM kararlarıyla, bu kararlara rağmen içeride tutulan Tayfun Kahraman kardeşime, Sayın Osman Kavala'ya, Can Atalay'a, Mine Özerden'e, Çiğdem Mater'e selam olsun. Çok yakında kavuşacağız, çok yakında...

Buradan Meclis'in ortaklaştığı, Meclis Başkanı'nın başkanlığındaki komisyonda ortaklaştığı, altına hep beraber imza attığı 'Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır, AİHM kararlarına uyulmalıdır' diyen 6. maddeyi bir kez daha hatırlatıyorum.

"Hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz"

Önümüzdeki günlerde tüm AİHM ve AYM kararlarının zaman geçirilmeden uygulanacağı bir süreç için Meclis'teki tüm milletvekillerini attıkları imzaya, namuslarına sahip çıkmaya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimiz milletin seçilmiş temsilcileriyiz. Bizi buraya millet getirdi, bu görevleri millet verdi. Her ne yaşarsak yaşayalım milletin gündeminden kopamayız.

Bugün halkımızın, milletimizin ağır bir ekonomik kriz altında ezildiğini hepimiz biliyoruz.

2018'den beri bitmeyen, ağırlaşarak devam eden çok yönlü bir krizin içindeyiz. Dün mayıs ayının açlık ve yoksulluk sınırı rakamları açıklandı. Ve açlık sınırının 18 bin 969 liraya, yoksulluk sınırının 61 bin 788 liraya yükseldiğini gördük.

Yani tüm emeklilerin, tüm emekçilerin, tüm mavi ve beyaz yakalıların, neredeyse tüm devlet memurlarının yoksulluk sınırının altında olduğu, emeklilerin ve asgari ücretlilerin açlık sınırının altında olduğu bir sürecin içindeyiz.

"Enflasyonu Türkiye'den daha kötü yalnızca dört ülke var"

Ülkede çiftçi yaşı 58'i bulmuş, üç çiftçiden ikisi asgari ücretli iş bulursam seneye ekmem dikmem, toprağı bırakırım giderim diyecek hale gelmiştir.

İnsanca yaşamın mümkün olmadığı bir sürecin içinde Türkiye gıda enflasyonunda da genel enflasyonda da Avrupa'da birinci, dünyada beşinci sıradadır.

Enflasyonu Türkiye'den kötü dünyada dört ülke vardır. Bu ülkeler ya savaşta ya iç savaşta ya bombardıman altında, perişan durumdaki Güney Sudan'dan, İran'dan Brezilya'dan ve Arjantin'den sonra en kötü enflasyon.

Adını bilmediğimiz coğrafyada, haritada yeri zor bulunacak ülkelerde enflasyon bizden iyidir.

Milletimize tüm bu yaratılan büyük kaos, kargaşa, onlara da değineceğim ama milletin sesini kesen, milletin sesi yerine başka sesler duyurmaya çalışanların huzurunda milletimize şunu hatırlatmak isterim: Türkiye'nin bir aylık enflasyonu dünyadaki yüz ülkenin bir yıllık enflasyonundan fazladır.

Yani ülke kötü yönetilmekte, beceriksizce yönetilmekte, enflasyon sorunu dünyada çözülmekte ama Türkiye'de tırmanmaktadır.

Bunun sebebi liyakatli, akılcı, doğru yönetim yerine hem liyakatsiz kadrolar hem de iktidarı kaybetmemek için ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar, devletin otuz yıl önce verdiği bir diplomayı birisine rakip olmasın diye iptal eden devletin, devletin bütün kağıtlarına yarattığı güvensizlik.

Otuz yıl önce verdiği diplomayı inkar eden benim tapumu mu tanıyacak, benim banka cüzdanıma mı değer verecek, onun namusu yarın gittiğinde geri mi ödenecek?

Ülkenin ana muhalefet partisinin garantisinin olmadığı yerde devletin garantisi, sözü ne zamana kadar sürecek lafı işte bu ülkenin, işte bu ülkenin risk primidir. Bu ülkenin pahalı borçlanmasıdır. Bu ülkenin yüksek faizidir.

Bu ülkenin içinden çıkamadığı ekonomik sarmaldır.

Ve öyle bir noktadayız ki bir büyük paradigma değişimi, bir büyük baştan aşağı sarsan bir şey, yani onlar gitti, Türkiye onları geride bıraktı, hukuk tanımazları, mahkeme tanımazları, kendilerinin yenemediklerini hapse attıranları, sırf seçim kazanabilmek ya da sırf yenilmemek için rakiplerinden teker teker kurtulanları ve sadece iktidarını sürdürmek için hukukun H'sini bile anmayanları Türkiye geride bıraktı, Türkiye artık öyle bir ülke değil.

Türkiye'de halk kazandı, hukuk kazandı, adalet kazandı, Türkiye'nin önü açık, Türkiye'de artık millet kazandı denmeden bu kriz bitmeyecektir.

Bugün Türkiye'nin en büyük sorunu vergi sorunudur; verginin adaletsiz, haksız, yersiz alınması sorunudur.

Türkiye'nin servet sahiplerinin toplam verginin yüzde 11'ini ödediği, bu salondaki gibi Türkiye'deki bütün vatandaşların zenginliklerine fakirliklerine bakılmadan dolaylı vergilerle verginin 64'ünü ödediği, maaş alanlarında gelir vergisiyle verginin 24'ünü ödediği bir düzende, yani esas vergi vermesi gerekenlerin verginin onda birini, az ya da hiç vermesi gerekenlerin verginin onda dokuzunu ödediği bir düzen haksız bir düzendir.

Söz verdim, genç bir arkadaşa, diyor ki bana Çınar, 'Hani' diyor, 'Özgür abi, akpden.com devam edecekti?' 'Ediyor' dedim, 'akpden2.com'. Baktım ama dedi, 'Bir ilk araba var, bir de dedi geçen hafta söylediğin bilgisayar var, ama dedi cep telefonu var, ama dedi devam edeceksin demiştin, oyun konsolu demiştin, Amerika'da Türkiye'nin üçte biri fiyatınaymış Özgür abi, onu gösterecek misin' dedi.

'Göstereceğim oğlum' dedim. Çınar'a gösteriyorum. İşte o vergi düzeni.

"Ev ve araba almak isteyenlerin karşısında Tayyip Bey belirir"

Bunu Türkiye'de 44 bin 500 liraya almak varken, AKP'den olmasa, akpden.com'da sepete ekle dediğinde Çınar, 'Dur bakalım Çınar' diyorlar, "Dur, 8 bin 900 lira gümrük vergisini ver, 10 bin 680 lira özel tüketim vergisi ver, bir de bunların üstüne 12 bin 820 lira KDV'sini ver, yani sen buna 32 bin 400 lira daha Tayyip amcaya ve onun beceriksiz bakanlarına ver, varsa 77 bin liran oyun konsolunu alırsın Çınar' diyorlar.

Bu düzeni değiştirmenin, bu kara düzeni ortadan kaldırmanın, Çınar'ın da yüzünü güldürmenin sözünü veriyor Cumhuriyet Halk Partisi. Çınar'ın ve babasının, anasını ağlatanlar 65 bin liralık cep telefonunu 133 bin liraya sattıranlardır. 65 bin liralık cep telefonundan 67 bin lira vergi alanlardır.

Çınar'ın babası 30 sene önce, 40 sene önce devlet memuru olaydı ya da beyaz yakalı, mavi yakalı olaydı, Çınar'ın annesi de çalışaydı, 5 yıla bir araba alıyorlardı, 10 yıla bir ev alıyorlardı.

Ama şimdi Çınar'ın babası, eğer babasından miras değilse veya milli piyangodan ikramiye çıkmadıysa, Çınar'ın annesiyle babasının her sabah 6'da kalkıp işe gidip turşu gibi geriye gelenlerin ömürleri boyunca çalışıp bir ev almaları, bir araba almaları mümkün değildir.

Almaya kalkanın karşısında Tayyip Bey belirir, 1 milyon 200 bin liralık arabadan 1 milyon 557 bin lira vergi alır, 2.7 milyona getirir. İşte AK Parti'nin kara düzeni budur.

Bu açlığa, bunu kısaca neden söylüyorum, bu adaletsiz yüzde 90 vergiyi almaması gerekenlerden alanların, vergi verenleri vergi verecekleri rahat bırakanların, yandaşa iltimas yapan kıyak geçen, yandaşın vergisi parayı kazanmış, vergisi hesaplanmış, tam ödenecek zamana gelmiş, burada komisyonlardan onlara af çıkaranların tarafını görmek için hepimiz tarafımızı belirlemek durumundayız.

Bu açlığa, bu sefalete çözüm bulmayanlar, çözüm bulamayacaklarını bilenler, bu kötü yönetimi artık milletin istemediğini görenler, bir daha asla seçim kazanamayacaklarından emin olanlar, kendilerini düzeltmek ve gerekirse bir dönem kaybetmek, ders almak, yeniden iktidara hazırlanmak, yani demokrasinin gelişli gidişli milletin tercihine göre iktidar değişimlerini mümkün kılan, memnun olunmayanın gittiği, umut edilenin geldiği, yapamayanın gittiği, yapacak olanın geldiği ya da emeklinin işçinin herkes kendisini en iyi taahhüdü yapanı seçer deyip kendinden yana politikalar söyleyenleri tercih edip iktidara getirebildiği bir düzeni, ki bu düzen bu ülkenin savaş meydanlarında kurulan, sonra cumhuriyeti kuran, sonra da çok partili rejimi getirip milletin istediğini getirip istediğini götürmesine karar vermesini bu ülkeye hediye eden Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu ülkeye en önemli kazanımıdır, kazandırdığı iştir, işte o düzenden vazgeçiyorlar.

Milleti adaysız, milleti partisiz, kurumsuz, partiyi lidersiz ve seçimi alternatifsiz yani kendileri açısından rakipsiz ya da rakibini kendilerinin belirlediği seçimlerin şeklen olduğu, değiştirme ümidi olanların kararlılığı olanların takatsiz kaldığı, sandığa küstüğü, değiştirmek istemeyenlerin düşük katılım olanların da birileriyle iktidarlarını sürdürdükleri şekli bir demokrasiye dönmek istiyorlar.

İşte ne yaşıyorsak, içerideki dinamiklerini konuşuruz, dışarıdaki dinamiklerini konuşuruz ama ne yaşıyorsak yaşadıklarımızın hepsi kulakta çınlayan, zihinden gitmeyen ve asla kabullenemeyen bir gerçekliğin direnmesinden kaynaklanmaktadır, o gerçekliğe direnilmesinden kaynaklanmaktadır.

"Bir sonraki iktidara yapılan darbedir"

Doğrusu milletin dediği olur durur. Kendi sözü İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır, İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybederdir. Yıllar sonra İstanbul üç tercih üst üste kimin yöneteceğine karar vermiş, bundan sonra da o kişinin Türkiye'yi yönetme ihtimali belirginleşmişken işte yapılan iş bir sonraki cumhurbaşkanına, bir sonraki iktidara yapılan darbedir, şimdi yaşanan o iktidara gelecek olan partiye darbedir.

"Bu salonda bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğun inanmıyorum"

Değerli arkadaşlar, kısaca hatırlayalım.

Üç yıl önce bu kara düzeni değiştirmek için hep birlikte yola çıktık.Üç yıl önceki seçimde Tayyip Erdoğan, o seçimde kendisi açısından böyle bir risk görmediği için, istediği gibi bir seçime gitmeyi başardığı için partinin başına bunlar gelmiyordu.

Çok kazanmamız gereken bir seçimi; üzerinde çok konuşmamız gereken hatalarımızla, kusurlarımızla, şimdi baktığımızda başka türlü yorumlayabileceğimiz işlerle kaybettik ve kahrolduk.

Bu salonda o seçimin ertesi sabahı dışından ya da içinden ağlamayan, gırtlağından ekmek, peynir, zeytin geçebilen, günlerce kendine gelebilen yani kaybetmeyi, bir kez daha kaybetmeyi hazmedebilen kimse olduğuna inanmıyorum bu salonda. Kimse yok!

İşte, işte bu anlayış, 'Bir daha kaybetmemeliyiz, bir daha kaybetmemeliyiz' diyen anlayış, 'Yeter artık' diyen anlayış. 'CHP değişirse Türkiye değişir, önce CHP'yi değiştireceğiz sonra yönetimi değiştireceğiz, Gazi'nin partisini bir daha iktidara getireceğiz' diyen anlayış bu ülkede genciyle, kadınıyla, her yaştan tecrübeli ama 10. Yıl Marşı'nda söylendiği gibi her yaştan genciyle hep beraber bir değişime inandılar ve gerçekleştirdiler.

* Cumhuriyet Halk Partililerin kazananıyla, kaybedeniyle o seçimde boynunda yeni bir şeref madalyası vardı. Aynı ülkeyi kuran, Gazi'nin yanında duran, Garp Cephesi Komutanı olan, ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olan İnönü'ün 14 Mayıs 1950 günü seçimleri Demokrat Parti'ye kaybettiğinde 'Herhalde bunlara vermeyeceksin paşam' diyenlere karşı yaverine not yazıp Demokrat Parti'ye yollayan ve "Paşa devir teslime hazırdır, sizi tebrik etmektedir" diyen İsmet Paşa'nın madalyası var madalyası, demokrasi madalyası.

O gün Demokrat Parti, Türkiye Cumhuriyeti'nde seçimle iktidara, yarışla iktidara gelen, iktidarı seçimle değiştiren ilk parti unvanını ve madalyasını alırken; seçimi kaybettiğinde sonuçlarına saygı gösteren ve demokrasinin gerçekten geldiğini tescilleyen madalya da İsmet Paşa'nındı.

Bizim kurultayımızda da ilk kez Türkiye'de bir siyasi parti genel başkanı ikili yarışla değişti. Bendeki madalya ne kadar büyükse, o gün o seçimde genel başkanlık görevini bırakanın da o görevi bırakabilseydi, bırakmayı bilseydi madalyası daha büyük olacaktı.

"İhanet, yalnız kaldığında cezalandıran duygudur"

İhanet, yüksek sesle başkalarından duyulduğunda değil, yalnız kaldığında içinde hissedildiğinde cezalandıran duygudur. O yüzden, o yüzden lütfen bu salonda, bu yüce çatı altında bu öfke cümlesi yerine geleceğe yönelik kuracağımız cümleleri bekleyelim. Geleceğe yönelik umut sloganları atalım!"

Ayrıntılar geliyor...

Özgür Özel sloganlarla kürsüye çıktı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, Özgür Özel'in Genel Başkan seçildiği CHP'nin 4-5 Kasım 2023'te yapılan 38. Olağan Kurultayı iptal etti. Mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkanlığa döndü.

Mahkeme kararıyla "Genel Başkanlık" görevinden uzaklaştırılan ve CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel, partisine yönelik mutlak butlan kararının ardından bugün ilk kez TBMM Grup Toplantısı'na başkanlık ediyor.

CHP'nin bugünkü grup toplantısına yoğun katılım sağlanırken, çok sayıda milletvekilinin 13:30'da başlayacak toplantıdan saatler önce salonda yerini aldığı görüldü.

Katılımcılar grup toplantısı öncesi "Kurultay", "Özgür Türkiye özgür gelecek", "Hain Kemal", "Kurtuluş yok tek başına hiç birimiz" sloganları attı.

Özgür Özel kürsüye "Özgür Başkan" sloganlarıyla çıktı.

Bu Habere Tepkiniz

Sonraki Haber